RSS Besleme

♥Ƹ̵̡Ӝ̵̨̄Ʒ♥–SPONTANE [4.BÖLÜM]–♥Ƹ̵̡Ӝ̵̨̄Ʒ♥

Posted on

                   ♥Ƹ̵̡Ӝ̵̨̄Ʒ–SPONTANE [4.BÖLÜM]–Ƹ̵̡Ӝ̵̨̄Ʒ

Keiko kendini otelin dışında buldu. Küçük bir hayal kırıklığı mı onu buraya kadar sürüklemişti?

 Ah, dedi kendi kendine. Ha-Rim geldi aklına. Onu bekliyor olmalıydı. Geri dönmeliyim, diye düşünürken yabancı bir ses onu böldü.

 “Bayan,” Adam Keiko’ya yaklaştı. “Bir kaç dakikanız var mı?”

Keiko ilk önce tereddüt etti, ama sonra ciddi bir ifadeyle cevap verdi. “Evet, buyrun?”

“Gösteriden sonraki konuşmalarınıza kulak misafiri oldum ve…” Adam bir kaç saniye duraksadıktan sonra kendinden emin bir tavırla devam etti. “Siz acaba, keman çalabiliyor musunuz?”

Keiko bu soruyu beklemiyordu. Aynı zamanda küçük bir rahatlama da hissetmişti. “Profesyonel olarak değil.”

“Profesyonel aramıyorum.” Adam sağ elini arka cebine götürdü ve kıvrak bir hareketle cüzdanından kartvizitini çıkardı. “Sizinle daha sonra görüşmek isterim. Söyledikleriniz beni gerçekten etkiledi. Çalışınızı da duymak isterim.”

Keiko ona uzatılan kartı aldı. Yani, bu bir iş teklifi miydi? Harika, diye düşündü. “Teşekkürler.”

Adam memnuniyetle gülümsedi ve, “O halde, tekrar görüşene kadar kendinize iyi bakın. İyi geceler!” diyerek Keiko’nun yanından ayrıldı.

Keiko, küçük kartı incelerken bir el omzuna hafifçe dokundu. Huzursuzca arkasına döndü ve karşısında Kyujun’u bulunca gözleri büyüdü.

“Keiko’ydu değil mi?” Kyujun gereksiz bir başlangıç yaptığının farkındaydı. İlk karşılaştıkları gün aklına geldi. Keiko sadece başını sallamıştı, ‘memnum oldum’ der gibi. Hatta Kyujun onun Korece bilmediğini düşünmüştü. Daha sonra öğrenmişti, Ha-Rim’den…

“Evet, Keiko.”

“O gün, sanırım acelen vardı. Ben de Kyujun.”

“Biliyorum.” dedi Keiko basitçe.

Kyujun şaşırmadı. “Az önce konuştuğun adamı-“

“Üzgünüm, ama gitmeliyim.” dedi Keiko. Acelesi varmış gibi davranıyordu.

“Ha-Rim seni arıyordu!” dedi Kyujun, Keiko gideceğini söyleyince.

Sonunda kızın dikkatini çekebilmişti.

 “Peki şimdi nerede?” diye sordu Keiko.

Kyujun elini bir dakika anlamında kaldırdı ve telefonunu kulağına dayadı. Az sonra Ha-Rim’e, Keiko’nun yanında olduğunu söyledi. Soğukkanlı olabilmek için can atıyordu ama beceremiyordu. Gözlerini Keiko’nun yüzünden ayıramıyordu. “Tamam, geliyor.”

“Teşekkürler.”

Bir kaç dakika sessizlik oldu.

“Güzeldi değil mi?” diye sordu Kyujun, konserin güzelliğini kastederek.

Sadece, “Evet.” dedi Keiko. Kyujun ne kadar konuşmaya çalışsa da, Keiko kestirme cevaplar vererek sohbetin uzamasını engelliyordu. Kyujun’un kendine güveni geldi. Pes etmemeliydi. “Ellerin,” dedi ve devam etti. “bence sanatçı olabilmek için gayet uygun.”

Keiko şaşkınlıkla ellerine baktı. Evet, parmakları uzun ve inceydi. Ama… Sahi, Kyujun onu mu inceliyordu?

Birden patlama sesi duyuldu ve havai fişek gösterileri az önce kaldığı yerden devam etmeye başladı. Keiko kendi kendine güldü. Japonya’da böyle bir şey olsa, herkes yanındakinin onun kaderi olduğunu düşünürdü. Kyujun ve Keiko. Bu… gerçekten komikti.

“Keiko! Kyujun!” Ha-Rim varmıştı yanlarına sonunda ve, “Aynı evde kalıyoruz, bu yüzden telefon numaranı almak hiç aklıma gelmemişti. Bunun gerekliliğini öğrenmiş oldum.” dedi nefes nefese.

Keiko aceleyle, “Hadi artık gidelim, evde hallederiz.” dedi.

Kyujun araya girdi. “Ben sizi bırakırım.”

“Buna gerek-“

Ha-Rim’in sesi Keiko’nun itirazını bastırdı. “Olur! Araban nerde?”

***

Keiko ve Ha-Rim apartmana girerken sessizdiler. Bu kapıyı açıncaya kadar sürdü. Ha-Rim, Keiko’nun huzursuzluğunu anlayamamıştı. “Neden Bay Kwun Hyuk Joo ile görüşmeden otelden ayrıldın?” Ha-Rim hırkasını astı ve saçlarıyla uğraşmaya başladı. Keiko soruya soruyla cevap vermeyi tercih etti. “Eve ikimiz dönebilirdik, neden hemen-” Keiko cümleyi yarıda kesti.

Ha-Rim şaşkınca baktı. “Ne demek istiyorsun?”

“Yani,” Keiko gözlerini kaçırdı. “Belki de sevgilisiyle gidecekti?” Sonra bunu söylediğine pişman oldu.

“Ji-won’dan mı bahsediyorsun?” Ha-Rim’in kafası karıştı. “Sen onu tanıyor musun?”

“Ji-won mu? Ah, hayır. Tanımıyorum.”

Ha-Rim gülümsedi. “Ji-won benim okuldan arkadaşım. Aynı bölümdeyiz. Onu ben tanıştırmıtım Kyujun’la.” Ha-Rim’in gülümsemesi sırıtmayla yer değiştirdi. Sanki, bu yaptığından gurur duyuyordu.

Keiko onu kolundan çekip oturma odasına kadar sürükledi. “Geç otur karşıma. Bana anlatacağın bir şey vardı, değil mi?”

Ha-Rim hatırladı ve içini dökmeye hazrlandı. “İki profesörle tartıştım. Okuldan bir hafta uzaklaştırma almakla kurtardım. Projem iptal edildi. Yeni bir tane hazılamam gerekiyor ve finallerimin başlamasına az zaman kaldı.” Ha-Rim kaşlarını çattı. “Babam da notlarımı düzeltmem konusunda beni sürekli arayıp uyarıyor!”

Keiko, Ha-Rim’in bu kadar zor durumda olmasına üzüldü. Aynı zamanda az önceki konu değiştiği için rahatlamıştı.

Güç verici bir ses tonuyla, “Bunlar için endişelenme! Sıkı bir ‘plan’, tek yapmamız gereken.”

 ***

Ha-Rim mutfağındaki masasından kalktı ve sırtındaki kasları rahatlatmak için kendini esnetti.

Bir kitabın üzerine eğilerek, ‘saatlerce harcanan zaman’ diye düşündü. Buzdolabının kapısının üzerindeki takvimden iki blok saat çalışmayı daha işaretledi. Finallere kadar sadece iki buçuk haftası vardı.

İlk defa kendine, boş zamanlarını seanslara dağıtan bir program hazırlamıştı. Şaşılacak gibiydi ama programına uygun ilerliyordu!

Keiko sayesinde, diye düşündü. Onunla üç haftadır aynı evi paylaşıyordu ve hayatı boyunca onun kadar düzenli ve planlı birini görmemişti. Yetmezmiş gibi bütün alışkanlıklarını Ha-Rim’e geçiriyordu. Oysa, Ha-Rim’in yapısı tam da ‘spontane’ yaşamaya uygundu.

Kapının çalmasıyla ayağa kalktı ve apartmanın koridorunda kimin olduğunu hemen tahmin etti. İçindeki beklenti ve endişe ikiye bölünmesine neden oldu.

Kapıya doğru yürüdü ve açtı.

Keiko çoçuğun tanıdık yüzüne ve koyu mavi gözlerine baktı. Saçları her zamanki gibi alnına düşmüştü.

“Bir şey söylemeden önce bekle,” dedi Keiko girerken ve devam etti. “Geç geldim ama projene yardım edeceğim. Hala bir haftamız var, değil mi?”

Ha-Rim’in endişesi soldu. “Kendini sıkıntıya sokmak zorunda değilsin.”

Keiko beyaz bir kağıt torba uzattı. “Senin sevdiklerinden aldım.”

Ha-Rim sırıttı. “Daha dün şekerin zihinsel zekaya iyi geldiğini okudum!”

Keiko gözlerini dondurmaların olduğu kağıt torbadan Ha-Rim’e çevirdi. “Akşam üzeri teyzenle konuştum.”

Ha-Rim duraksadı ve ona ürkmüş bir bakış attı. Yavaşça, “Ne hakkında?” diye sordu.

Keiko içini çekti. “Teyzen gerçekten garip bir kadın. Bana yapabileceklerimi sorduğunda, beni tanımak istediğini sanmıştım. Kore’ye fotoğrafçılığımı geliştirmek için gelmiştim. Ama öne çıkan diğer becerilerim oluyor…”

“Yani?” Ha-Rim dondurmaları çıkarmıştı bile.

Keiko onu takip edip mutfağa girince neredeyse gözleri yaşaracaktı! “Vooov… Programa uyuyorsun, öyle mi?”

“Dondurmayı hak ediyorum, ha?”

Keiko başıyla onayladı ve içten bir gülümseme yüzüne yayıldı.

Ha-Rim iki kaseyi de masaya koyup oturdu ve Keiko’nun başlamasını beklemedi. “Aslında, ben yarın gidiyorum.”

Keiko sandalyesine oturdu ve Ha-Rim’in dağınık kitaplarını simetrik bir şekilde sıralarken, “Nereye?” diye sordu.

Ha-Rim sandalyesine yaslandı. “Annemlerin yanına, bir kaç gün için.” Ha-Rim ona daha önce söylemişti. Ulsan’da oturan ailesini sık olmasa da ayda bir ziyaret etmeye çalışırdı.

“Peki derslerin?”

“Emin ol, orada da programımın… yüzde yetmişine uyacağım!” diye belirtti Ha-Rim. Daha çok, söz verir gibiydi. “Ben yokken herhangi bir sorun olursa, oturma odasındaki sahpanın çekmecesini aç.” Ha-Rim duraksadı ve sonra devam etti. “Orada Kyujun’un numarasını bulacaksın. Onu arayabilirsin.”

Keiko bir kaç saniye afalladı. Tamam, Kyujun Ha-rim’e abilik yapıyordu ama Keiko’nun ona ihtiyacı yoktu. Ciddi bir tavırla, “Buna gerek kalacağını sanmıyorum.” dedi.

Evet, kesinlikle onu aramasına gerek kalmayacaktı!

***

Ertei gün Ha-Rim erkenden gidince, ev Keiko’ya kalmıştı. Vaktini temizliğe ayırmaya karar verdi.

Akşam olduğunda evin her tarafından adeta temizlik akıyordu. Fotoğraf makinesini ve ek parçalarını oturma odasına getirmiş ve özel kalemiyle -lenspen- tüm statik birikmeleri halletmişti. Uzun zamandır makinesini kullanmadığını fark etti ve haftasonunu tarihi ya da kültürel bir yere giderek değerlendirmeye karar verdi.

Bugünlük bu kadar yeter, dedi kendi kendine. Yorulmamıştı ama yarın, akşamdan sonra çok işi olacaktı. Tam yüz elli paket salata yapacaktı, üç çeşit. Market alışverişini akşam yapmalıydı; ürünlerin tazesi saat 20.00 civarı geliyordu. Bunu da, market görevlisinden öğrenmişti.

Yatmaya gitti ama bir damla uykusu bile yoktu. Dolabını düzenleyebilirdi. Bu onu her zaman rahatlatırdı. Mükemmel düzenlilik hakkında hayatını tamamlayan bir şeyler vardı.

Dolabına doğru ilerledi, fakat biri kapı zilini çaldı. Keiko saatine baktı ve kaşlarını çattı. Gece olmak üzereydi. Saat onbiri geçiyordu , hafta içi. Bildiği kadarıyla, Ha-Rim iki ya da üç gün sonra dönecekti. Peki, kim gelmişti?

Sorunun cevabı kapıyı aşınca tam karşısında, eşikte duruyordu. Duvara yaslanmış olan kızın saçları yüzünü örtmüştü.

“Bayan, iyi misiniz?” diye sordu Keiko endişeyle. Kızın ağzının köşeleri seyirdi. Dayandığı duvardan vücudunu ayırınca dengesini sağlayamadı ve Keiko’nun üzerine düştü!

Ƹ̵̡Ӝ̵̨̄Ʒ Bölüm Sonu Ƹ̵̡Ӝ̵̨̄Ʒ

Reklamlar

♥Ƹ̵̡Ӝ̵̨̄Ʒ♥–SPONTANE [3.BÖLÜM]–♥Ƹ̵̡Ӝ̵̨̄Ʒ♥

Posted on

♥Ƹ̵̡Ӝ̵̨̄Ʒ♥–SPONTANE [3.BÖLÜM]–♥Ƹ̵̡Ӝ̵̨̄Ʒ♥

Keiko, apartmanın ön kapısına giden merdivenleri inerken, elindeki telefonu çantasına koydu. Onu asansöre binmeyi akıl edemeyecek kadar şaşkına çeviren adam beyninde canlandı.

Git başımdan, dedi görüntüye.

Marketten alacağı malzemeleri zihninde toparlamaya çalıştı. Yemek yapma konusundaki deneyimleri, salatadaki ustalığıyla kıyaslanamazdı. Annesinin ona öğrettiği o dayanılmaz salata sosları geldi aklına.. Ve o soslara karanfil ve pirinç sirkesinin eklenmesiyle oluşan mükemmel kombinasyon!

—–

Kyujun salondaki büyük çiçek baskılı kanepede otururken, az önce karşılaştığı kızı düşünüyordu. Sanki onu daha önce görmüştü.

Ha-Rim’in holden gelen ayak seslerini duyunca, odanın merkezindeki kestane rengi, iki çekmeceli sehpaya uzanıp üzerindeki dergiyi aldı. “Bırak o dergiyi hyung. Kızı gördün değil mi?? Ne harika bir yüze sahip!”

Ha-Rim, Kyujun’un karşısına oturdu.

“Ne o? Sana en az ‘iki beden’ büyük. Fark edemedin mi?”

Ha-Rim, ona kızgın bir bakış attı.

Kyujun hafifçe öne eğildi. “Tamam tamam. Yaş konusunu açmıyorum şimdi!”

Ha-Rim omuz silkti. “Pekala, beni okula bırakacak mısın?”

Kyujun sessizce söylendi. “Ne zamana kadar sana bakıcılık yapmaya devam edeceğim..”

—–

Sonraki bir hafta sakin geçti. Ha-Rim ve Keiko gerçekten iyi anlaşıyordu. Tek problem Ha-Rim’in obur ve dağınık olmasıydı. Keiko ona derslerinin nasıl olduğunu sorduğundaa yüzü düşüyordu. Ha-Rim ya mutfaktaydı ya da oturma odasındaki video oyunun başına çömelmiş saatlerce oyun oynuyordu!

—–

Keiko, Ha-Rim’i mutfakta görmediğine şaşırdı. Buzdolabına yöneldi. Akşamki konsere gitmesi için iki saati vardı ve yemek yemeliydi. Market dönüşü duvarda gördüğü afiş onu çok heyecanlandırmıştı. Hayran olduğu Kwun Hyuk Joo’nun konseri!

Dünden artan makarnayı bir kaseye boşalttı ve kaseyi mikrodalgaya koydu. Yemeği ısınırken eğildi ve yere düşmüş -Ha-Rim’in işi diye düşündü..- pirinç tanelerini topladı.

Bacaklarını açıkta bırakan nispeten kısa bir etek ve topuklu ayakkabı giymişti. Mikrodalga öttü. Kasesini çıkarttı ve bulaşık makinesinin yanındaki çekmeceden temiz bir çatal aldı. Evdeki bir kapı beklenmedik bir şekilde çarptı.

Keiko kasesini koydu ve gürültüye doğru yöneldi. Hoş bir gerilim kalp atışlarını arttırır ve havasını değiştirebilir diye düşündü.

Holde yürürken banyodan gelen sesleri duyabiliyordu. Ha-Rim kendi kendine mi konuşuyordu?

Kapı kapalı olmasına rağmen boğuk kelimeler o yaklaşırken daha da belirginleşiyordu. Keiko, topuklu ayakkabısından bilerek ses çıkardı. Ha-Rim banyonun kapısını açınca karşısında Keiko’yu buldu.

“İyi misin?” Keiko’nun sesi endişeliydi.

Ha-Rim gülmeye çalıştı. “Sayılır.”

“Bir sorun olmadığına emin misin?” Keiko, ayakkabısıyla kayan kilimi düzeltti. Sonra yine bakışlarını Ha-Rim’e çevirdi. “Biliyorsun, bana anlatabilirsin.”

Ha-Rim bir şey düşünüyormuş gibi yaptı ve “Sonra bana ‘Golbaengi muchim'(Salata türü, bizdeki tavuk salatası gibi..) yapacak mısın?'”

Keiko, burnunun ucunu kaşıdı. Bu hareket Ha-Rim’e çok sempatik geldi. “Başka bir fikrim var desem?”

Ha-Rim sırıttı. “Ne olursa, bana uyar!”

Keiko onun koluna hafifçe vurdu. “Hadi git hazırlan, fazla spor giyinme!”

“Vaaay nereye gidiyoruz??” Ha-Rim’in neşesi yerine geldi. “Sinema, karaoke, bar?”

Keiko gözlerini kıstı. “Çabuk ol. Gidince görürsün!”

—–

“Keiko, sana inanamıyorum!!” Ha-Rim sadece bir buçuk yaş farkı var diye düşündü. Ona ‘abla’ demem saçma olur.

Keiko, yanında oturan Ha-Rim’e döndü. “Hoşuna gideceğini düşünmüştüm. Bu dünyaca tanınmış violinist! Önyargılı olmadan dinlemeyi denemelisin.”

Işıklar söndü. Sadece sahne aydınlıktı.

“Uyumayı tercih ederim.” Ha-Rim elini ağzına götürdü. Bunu söylememliydi. Kendisini nankörlük yapıyormuş gibi hissetti. Halbuki Keiko onu neşelendirmek istemişti.

Keiko buna gerçekten bozuldu. “Tamam, unut gitsin. Sen geri dönebilirsin. Esneyen birinin bana eşlik etmesini istemiyorum.”

Ha-Rim duraksadı ve bir kaç saniye sonra, esnediğini sanan Keiko’ya “Özür dilerim!! Öyle demek istemedim. Dinleyeceğime söz veriyorum!” diye karşılık verdi. Ha-Rim’in koyu gözleri kararlı bir şekilde parlamıştı.

Keiko göz ucuyla ona baktı. “Şşş..Başlıyor!”

—–

Gösteri bitince salon yavaş yavaş dağılmaya başladı. Keiko Ha-Rim’e; düşünüklerini, hissettiklerini, çaldığı parçaların uyumunu ve nasıl etkilendiğini anlatıyordu. Ve tabi Kwun Hyuk Joo’nun özgeçmişini aldığı ödülleri de öğrenmiş oldu Ha-Rim!

“Onunla sohbet etme fırsatım olsa keşke..” Keiko umutsuz bir bakış attı.

Ha-Rim onun aksine gülümseyerek, “Şu anda dinlenme odalarına doğru gidiyor. Bence şansını denemelisin!” dedi

“Beni bekleyecek misin?” Keiko’nun gözü merdivenlerden üst kata çıkan adama kaydı.

Ha-Rim boydan boya olan camları işaret etti. “Dışarda havai fişek gösterisi var!!”

Buranın pencerelerinin dışındaki ışık havai fişek gösterisinden geliyordu. Gece kulubünün yer aldığı otelin çatısından aşağı dökülen havai fişekler..

“Bir iki cadde aşağısından muhteşem görünüyordur. Hadi sen git. Ben de lavobaya gider sonra seni bulurum.”

Ha-Rim haklıydı. Otel şehrin gece semasındaa otuz kırk kat yükselen alevli bir iğne gibi görünüyor olmalıydı.

Neydi bu? Noel arefesi mi, yeni yıl mı? Japonya’da böyle şeyler bu gecelerde veya festivallerde yapılırdı. Her neyse, diye düşündü Keiko.

Sonra koridorun arkasındaki dinlenme odalarına doğru yürüdü. Bilardo masası, geniş odanın tam ortqasında duruyordu. Bir duvar boyunca otomatik satış makineleri vardı ve diğerinde de boydan boya aynalar.. Üç masa da doluydu. Birinde bir grup kız vardı. Onlar da bay Kwun Hyuk Joo’yu bekliyor olmalıydılar. Diğer masada sporcu kıyafetli erkekler ve arkasında da birbirine yakın bir çift.

Kız güldü ve döndü. Kız hareket ederken, tepedeki ışık uzun kızıl saçlarını parlattı. Keiko odanın tam ortasında ilerlemeye devam ederken durdu. Bir dakika! Kızın yanındaki adam -adını hatırlamaya çalıştı.- Kyujun değil miydi?

Kız kolunu Kyujun’un beline doladı ve onu kendine çekip sarıldı.

Keiko geri döndü ve merdivenlere yöneldi.

İki dakika öncesine kadar, onu -Kyujun’u- tekrar görürse onunla tanışabileceği düşüncesindeydi. Sevgilisi olduğunu tahmin etmemişti. Yine, her neyse, dedi kendi kendine.

—–

Ha-Rim lavobadan çıkınca doğruca dinlenme odalarının olduğu kata gitti. Gözleriyle çabucak etrafı taradı ama Keiko burada değildi. Acaba bay Kwun Hyuk Joo’la mı görüşüyordu?

Oturan gruba violinistin odasında birinin olup olmadığını sordu.

“Ha-Rim!”

Ha-Rim tanıdık sese doğru döndü ve Ji-won ile Kyujun’u bir arada gördü.

Ji-won küçümser bir bakış atarak, “Sen ve sanat..” diye söze başladı. “.. ne zamandır ilgi duyuyorsun?”

Ha-Rim Ji-won’a cevap vermek yerine Kyujun’a sordu. “Hyung! Keiko’yu gördün mü?”

Kyujun şaşkınlıkla boş bulunarak, “O, burada mı?” diye sordu.

Ji-won hiç bir şey anlamadı ve kaşlarını çattı. “Keiko da kim?”

Ha-Rim ve Kyujun -sadece- birbirlerine baktılar.

♥Ƹ̵̡Ӝ̵̨̄Ʒ♥–SPONTANE [2.BÖLÜM]–♥Ƹ̵̡Ӝ̵̨̄Ʒ♥

Posted on

♥Ƹ̵̡Ӝ̵̨̄Ʒ♥–SPONTANE [2.BÖLÜM]–♥Ƹ̵̡Ӝ̵̨̄Ʒ♥

“Evet,” dedi Ji-won. “Bu gece gelebilmene sevindim.”

Kyujun sakarca doğruldu ve özür diler gibi gülümsedi. “Dün gece için çok üzgünüm,” dedi.  “Ben – kendimi çok iyi hissetmiyordum; tuhaf bir moddaydım. Benimle vakit geçirmek istemezdin.”

“Arayabilirdin,” dedi Ji-won huysuzca. Kollarını göğüslerinin altında kavuşturmuştu.

Kyujun, Ji-won’un parfüm ve çiçekli şampuanı kokusunu aldı; Ji-won’un kocaman yeşil gözlerinin üstündeki koyu perçemlerinden eskisi kadar büyülenmediğini fark etti.

“Biliyorum,” dedi Kyujun. “Keşke arasaydım.”

Ji-won’un ifadesi yumuşadı, kafa tutması başlamadan bitti. Zaten hiç bir zaman Kyujun’a karşı uzun süre öfkeli kalamazdı. Sadece Kyujun’a karşı!

“Dün gece gerçekten çok iyi bir film kaçırdın.” dedi Ji-won, hiç de tersler gibi olmayan bir ses tonuyla. “Kızın tekinin petshop’tan kuş almasıyla başlıyor ve…”

Dışarı çıkıp Kyujun’un arabasına binerlerken, konunun büyük bir bölümünü anlatmaya devam etti Ji-won.

Kyujun ise hikayenin heyecanlı yerlerinde şaşırmış gibi yaptı.

“…ondan sonrasını anlatmak istemiyorum, yoksa keyfi kaçar. Çok ürkütücü bir film. Eğer istersen ben bir kez daha izleyebilirim Ya da birlikte CCC’yi izleriz. Ne dersin??”

“Ben sadece oturu konuşmayı yeğlerim sanırım,” dedi Kyujun. “Belki bir şeyler atıştırırız?”

“Tabi.” Gülümsedi Ji-won. “İtaewon’a gidelim.”

“Olur.” ded Kyujun soğukça.

Ji-won kaşlarını çattı. Kyujun’a dönüp ona tuhaf tuhaf baktı.

“Ya, sen gerçekten de garip davranıyorsun. Ters giden bir şey mi var?”

“Ciddi bir şey yok. Dediğim gibi kendimi iyi hissettmiyorum.” Üniversitelilerin takıldığı eski mekanın girişini tanıdı ve arabasını köşeye park etti Kyujun.

İçerisi kalabalıktı. Kyujun bundan rahatsız oldu. Ji-won’u arka taraftaki masalardan birine götürdü ve bu esnada otuzlu yaşlarda bir adama -hayır, kendini düzeltti, kırklı yaşlarda bir adam- omzuna arkadaşça dokundu.

Bir kaç saniye, üniversitedeyken hiç hoşlanmadı Profosör Song’a baktı. Gözlüklü, siyah beyaz sakallı bir surat ve kocaman bir gülümseme.

“Kyujun merhaba! Yanındaki genç ve güzel bayan da kim?”

“Bu Il Ji-won. Ji-won bu da-“

“Profosör Song,” dedi Ji-won. “Oda arkadaşım sizden ders alıyor.”

“Adı?”

“Shin Hae Sung.”

Adam daha da fazla sırıttı ve başıyla iki kez onayladı. Ji-won’la sohbet etmeye başladı. Ve sonra Kyujun’a dönerek devam etti.

“Ofisime uğra, konuşalım bunu. Ve sen Kyujun. Okulu bitireli bir yıl oldu. Başka şeylerle ilgilendiğini duydum.”

Kyujun tek kaşını kaldırdı, sonra indirdi. “Seslendirmenlikle meşgulüm, şimdilik.”

“Yetenklerini boşa harcama ufaklık. Alanın doğrultusunda ilerle.”

Kyujun, başıyla onayladı ve Ji-won’un koluna girerek Profosöre selam verdi. Sonra yanından ayrıldılar.

■■■

Keiko kapıya yöneldi ve kolu yavaşça çevirdi. Yaklaşık iki üç dakika öncesi hiç olmamış gibi davranmayı düşündü.

“Bir şeyleri açığa kavuşturmak zorundayım.”

Ha-Rim’in koyu mavi gözleri Keiko’ya odaklandı. Yüz ifadesi dikkatliydi. “Evet?”

“Sanırım yeni ev arkadaşınım. Bayan Park beni buraya gönderdi ama yeğeninin kaldığını söylemeyi..” Keiko duraksadı, akıl edemedi, diyemezdi. “..unuttu.”

Ha-Rim’in gözleri neşeyle aydınlandı. “Baştan başlamak ister misin? Her ikimiz için de yeni bir başlangıç olur!”

Bu durumda, Keiko’nun yapması gereken şey sadece onaylamaktı.

“Kesinlikle!”

Ha-Rim elini uzattı. “O halde beni evimden zorbalıkla çıkardığını unutuyorum. Anlaştık mı?”

“Anlaştık.” dedi Keiko, elini onun elinde kaydırdı.

Ha Rim içeri girdi ve paltosunu çıkarıp holdeki dolaba astı. Mutfağa yürüdü. Keiko da onu takip etti.

“Ev hakkında birbirimizin uyması gereken kurallar koymalıyız ama bu konuşmayı şimdi yapmak istemiyorum.” dedi Keiko.

“Sen Japon musun? Kore aksanın baya iyi.” Ha-Rim ağzına bir kaç parça peynir attı. “Bu arada adım Ha-Rim.”

Keiko’nun bahsettiği bu değildi. Ama fazla uzatmak istemedi.

“Ben de Keiko. Annem koreli, yani yarı koreli sayılırım.”

Ha-Rim ağzı doluyken bir şeyler söyledi ama Keiko hiçbirini anlamadı, sadece “İyi geceler.” dedi, karşısındaki görgü kurallarından haberi olmayan çocuğa!

■■■

Ertesi sabah erken kalkmıştı. Uzun saçlarını ensesini çıplak bırakacak şekilde toplamıştı. Yüzünü yıkayıp, dişlerini fırçaladı. Bayan Park’ın onu hemen aramayacağını biliyordu. Üzerinde yumuşak görünüşlü bir süveter ve siyah -keten- pantolonu vardı. Holden gelen ayak sesleirini işitince, Ha-Rim’in kalkmış olduğunu anladı. Kilidi yavaşça çevirdi ve mutfağa yöneldi.

“Günaydın!!”

Bu çocuğun ses tonu hep böyle abartılı mıydı?

“Sana da.”

Ha-Rim yine ağzı dolu konuşmaya başlamıştı. “Erkencisin.”

“Genelde erken kalkarım. Sen, okul için mi-“

“Maalesef. Vizeler başa bela!”

Keiko onun lisede olabileceğini düşünmüştü. Sonra kendi düşüncesine güldü.

“En yakın market nerede? Dün akşam geç geldiğim için çevreyi pek inceleme fırsatım olmadı.” Keiko saatine baktı.

Ha-Rim sandalyesinde doğruldu. “Apartmandan çıkınca sağa dön, elli metre yürü. Kavşakğın çaprazında, görmemen imkansız.”

Keiko başını salladı. “Teşekkürler.”

Saatine tekrar baktı, sonra da telefonuna. Dolaptan ceketini alıp kapıya yöneldi. Kapıyı açmasıyla, karşısında havada kalan eli gördü. Ve gözü, o elin sahibi uzun boylu, koyu kahverengi gözlü, spor giyimli, harika pürüzsüz tene kaydı. Yalnızca iki saniyelik! Hemen gözlerini çantasına çevirdi.

“KyuJun! Ben de seni bekliyordum.” Ha-Rim, Keiko’nun arkasında belirmişti.

KyuJun zihninde hesaplama yapıyordu. Karşısında duran; kapak kızı yüzü ve hatlarına sahip olan kız.. Ha-Rim’in kız arkadaşı olamazdı değil mi?

Ha-Rim, KyuJun’un düşüncelerinden sıyrılmasını sağladı. “Kyu Hyung, sizi tanıştırayım. Bu Keiko. Artık benimle birlikte yaşayacak!”

♥Ƹ̵̡Ӝ̵̨̄Ʒ♥–SPONTANE [1.BÖLÜM]–♥Ƹ̵̡Ӝ̵̨̄Ʒ♥

Posted on

♥Ƹ̵̡Ӝ̵̨̄Ʒ♥–SPONTANE [1.BÖLÜM]–♥Ƹ̵̡Ӝ̵̨̄Ʒ♥

    Keiko, içinde mektuplar ve fotoğraflar olan bir kutu buldu, içini boşalttı ve yatağa oturup içindekileri incelemeye başladı. Çocukluk fotoğrafları, adını hatırlayamadığı erkeklerin ve kızların fotoğrafları, bir kaç tane abartılı fotoğraf..ve bir de içi aile fotoğraflarıyla dolu zarf; annesi, babası ve küçük kız kardeşiyle piknikte, kumsalda, noel ağacının yanında.

    Anlık bir dürtüyle cebinden telefonu çıkardı ve annesinin yeni değiştirdiği numarasının yazılı olduğu kağıda bakarak, telefondaki tuşlara bir bir bastı.

“Alo?” dedi annesi, yıllar geçtikçe artan kafası dağınık ses tonuyla.

“Anne?” dedi Keiko, belli belirsiz.

“Keiko!” Ahizeden bir an için uzaklaşınca sesi boğuk geldi. “Tatlım, mutfaktaki telefonu aç. Keiko arıyor!” Sonra sesi yine net ve düzgündü: “Neymiş bu ‘anne’ şimdi? Bana ‘annecim’ diyemeyecek kadar büyüdün herhalde?”

“Nas-nasılsın?” diye sordu, Keiko.

“Sen gittiğinden beri hiç bir şey aynı değil, biliyorsun ama kendimizi oyalıyoruz. Geçen hafta Biwa Gölü’ne gittik. Baban on beş kiloluk bir balık yakaladı. Keşke sana birazını gönderebilseydim, yiyebileceğin en yumuşak balıktı. Buzlukta senin için bol bol var ama tazesi gibi olmayacak.”

    Bu sözler ona anılarını çağrıştırdı, hepsi de birbirleriyle alakalı sayılırdı.

“Keiko, orada mısın?”

“Ah, evet, özür dilerim… Annecim. Bir an için neden aradığımı unuttum.”

“Tatlım, biliyorsun, bizi aramak için bir nedene ihtiyacın yok-“

    Hatta bir klik sesi duyuldu ve babasının sesini işitti. “Biz de senden bahsediyorduk, değil mi tatlım?”

“Doğru,” dedi Keiko’nun annesi. “Ne zamandır aramadığını konuşalı daha 5 dakika olmamıştı.”

    Keiko, bir hafta mı yoksa bir ay mı olduğunu bilmiyordu ve sormak da istemedi. “Merhaba, baba,” dedi hemen. “Kocaman bir balık tuttuğunu duydum.”

“Hey, burada olmalıydın.” Babası güldü. “Kardeşin bütün gün hiç bir şey tutamadı ve annen de ancak bronzlaştı. Hala soyuluyor, fazla pişmiş karidese benziyor!”

    Keiko, anne ve babasının seslerinin nasıl canlı ve enerji dolu oluşuna şaşırmıştı. Babası iki yıl önce anfizem geçirmişti ve evden nadiren dışarı çıkabiliyordu.

“Ah,” dedi annesi, “geçen gün Jae-Wook’a rastladım. Los Angeles’ta iyi iş çıkarıyor, Japonya’ya seni gömek için geldiğini söyledi. Imm, bir de seni çok özlediğini söylemeden edemedi.”

   Jae-Wook, diye hatırladı Keiko, Üç yıl çıktığı yakşıklı bir çocuktu; ama yıllar geçtikçe tek düşündüğü kariyer yapmak olmuştu ve çevresindeki herkesten -sevdiklerinden- kendini soyutlamıştı. Keiko da onu terketmişti.

“Teşekkürler,” dedi Keiko. “Onu bir daha görüşünde, bunu duyduğuma sevindiğimi söyle.”

“Bana bak Keiko, başkasıyla görüşmüyorsun değil mi?” diye sordu annesi.

“Ah yapma anne! Vaktim mi var Tanrı aşkına?” dedi Keiko çekinerek, keşke aramasaydım diye düşünmeye başlamıştı. Ailesi onun okulunun son dönem harcını, piyasaya yeni çıkan çok fonksiyonlu fotoğraf makinesi’ne yatırdığını bilmiyordu ve bu yüzden okulunu 1 senelik dondurduğunu da..

“İyi,” dedi annesi. “Buna sevindim.”

    Birdenbire hatta bir çocuğun sesi duyuldu, heyecanla bir şeyler geveliyordu. Bu çocuk Keiko’nın kız kardeşiydi. Keiko onun dokuz yaşındaki coşkusunu duyunca duygulandı. Konuşmayı daha fazla uzatmak istemedi ve bir kaç gün içinde tekrar arayacağına söz verdi. Toplaması gereken eşyaları vardı. Kore’de çalışma fırsatını yakalamışken bir an önce oraya gitmeliydi.

■■■

    Keiko, uçaktan indi. ‘Sadece benim şansım..’ diyerek iç geçirdi. Gözlerini kapattı.

Bir, iki, üç..

    Kirpiklerini birbirinden ayırdı ama havai fişek göremedi. Ah, bu numara Kore’de işe yaramamıştı.

    Seoul mavi gökyüzüyle, sıcak havasıyla, dumansız, sissiz ve depremsizdi. Hayır, sadece deprem riski Japonya’ya göre daha azdı.

    Bir taksi buldu ve bavulunun birini yanına almayı tercih etti. Sürücü diğerini bagaja yerleştirdikten sonra yerine oturdu ve aynadan arka koltukta oturan kızı inceledi.

“Merak etmeyin. Korece biliyorum.” dedi Keiko ve kağıtta yazılan adresi okudu.

■■■

    Park Hae Jin, Seoul metropolündeki en büyük şirketlerinin üçünden birinde çalışıyordu.

“Bayan Park?” dedi Keiko, sesi alçak ve dengeliydi.

“Bayan Keiko, sizi yeniden görmek sevindirici.” dedi Hae Jin, iş kadını edasıyla. “Sanırım artık Kore’desin.”

“Sanırım,” dedi Keiko ve açıksözlü olmaya karar verdi. “Aslında bana bahsettiğiniz şu eve bir an önce yerleşmek istiyorum.”

“Anlıyorum.” Bayan Park Keiko’ya bir sonraki görüşmenin tam tarihini verdi ve bloknotuna not etti. “Lütfen asistanımdan numaranı aldığından emin ol.”

“Tabi ki. Hoşça kalın.”

    Önündeki dosyalardan başını kaldıran bayan Park, “Ah, bir şey daha-” dedi ama Keiko’nun gittiğini farkedince cümlesi yarım kaldı.

■■■

    Kapıyı zorlamadan açtı Keiko. Hoş bir apartmandı.

    Evi gerçekten zevk sahibi biri döşemiş, diye düşündü Keiko. İki bavulunu ve el çantasını holün girişinde bırakırken gülümsedi. Mutfak olduğunu tahmin ettiği kapıya yaklaştı ve derin bir nefes aldı.

    Elle boyanmış kiremitlerle dekore edilmiş masif mutfağın merkezinde ayakta duruyordu. Geniş bir mutfak. Tam istediği gibi. Buzdolabını açtı. Dolu sayılırdı; ama onun günlük kullandığı malzemeler yoktu. Marketten alışveriş yapması şarttı. Mutfaktan çıktı. Bir an önce eşyalarını yerleştirebileceği ve uyuyabileceği yatak odasına gitmek için.. Holün bir ucu batıya bakan oturma odasına çıkarken diğer ucunda iki kapı vardı. Biri kilitliydi. Anahtarı bir yerden çıkar nasıl osla, diye düşünerek diğer kapıda şansını denedi.

    Keiko yüksek tavandan ve büyük boy yataktan çok etkilendi. Tek ışık koridordan geliyordu ama yeterliydi.

    Büyük valizini açtı ve içinden dört çanta çıkardı. Biri kemanıydı. Yatağın karşısındaki konsolun yanında yerini aldı. Diğer üç parça fotoğraf makineleri ve ek aletleriydi. Tripod, agrandizör, minilab..

    Yatağın sağ tarafında bulunan çiçek baskılı koltuğa attı kendini. Pastel rengi duvarları incelerken bir ses duydu. Kapının kilidiyle mi oynanıyordu?

    Çantasından spreyini çıkarttı ve parmak ucunda hole çıktı. Kapı yavaşça açıldı ve içeri bir erkek girdi. Keiko spreyin kapağını yere düşürünce  kaşısında bir çift göz buldu.

“Aaaaa!!”

Aynı anda bağırmışlardı.

“Kk..kimsin senn!! Çık çabuk evimdenn!!”

“Ne? Kim kimin evinde acaba?!”

Keiko spreyi havaya kaldırınca Ha-Rim geri adım attı. “Bak bütün dövüş sporlarını biliyorum!!”

Ha-Rim kendini dışarda buldu. “Bir dakika.. Güzellikle konuşsak!!”

    Keiko kapıyı sertçe üstüne kapattı ve kilitlediğinden emin olunca hemen telefonuna koştu.

“Bayan Park! Bir sorunum var.

Ne? Neden daha önce söylemediniz?!

Ah! Peki, size de iyi günler!”

Keiko kaskatı kesildi. Kendi işimi kendim yapmalıydım, diye söylendi. Kilidi çevirdi ve kapının önündeki çocuğa baktı. “Bir yanlış anlaşılma oldu..”

“Eh, yani?”

“Sanırım.. Ben senin yeni ev arkadaşınım!

♥Ƹ̵̡Ӝ̵̨̄Ʒ♥ SPONTANE [TANITIM] ♥Ƹ̵̡Ӝ̵̨̄Ʒ♥

Posted on

Adı : Spontane

Tür: Romantik/komedi

Oyuncular :

                                     Keiko, Kyujun, Jae-Wook, Ji-won, Ha-Rim.

Konusu :

Kibirli, bazı hareketleri ile çocuksu aynı zamanda mükemmel bir görünüme sahip Kyujun ile Japonya’da yaşayan neşeli, güçlü ve bir o kadar da güzel olan Keiko.

Kyujun temizlik konusunda çok titizdir, aynı zamanda kadınların duygularını keşfetmek gibi bir yeteneğe sahiptir. Bitirdiği üniversitesi çizgisinde meslek hayatına devam etmemiş, seslendirmenlik yapmakla meşguldür. Ji-won ile devam eden iki yıllık ilişkileri vardır ve Kyujun bunu nasıl bitireceğini düşünmektedir.

Keiko ise; fotoğrafçılık, keman çalmak ve çeşit çeşit salata yapmak gibi zevklere sahip olan ve duygularını belli etmeyen biridir. Kendisine sponsor olan Mrs. Park Hye Kyung’ın yardım talebiyle Kore’ye giden Keiko’nun en önemli sorunu kirada kalacağı evin başka bir adama daha verilmiş olmasıdır. Kyujun’un arkadaşı olan Ha-Rim’le aynı evi paylaşmak Keiko için tam bir işkence olacaktır. Dahası, Keiko’nun kariyer düşkünü eski sevgilisi de ortaya çıkınca işler tümden karışacaktır..

Peki, verilecek spontane kararlar, bu karakterler arasındaki ilişkileri nasıl etkileyecektir?